Profiel van AriSilhouette'in YeriFoto'sWeblogLijstenMeer Extra Help

Weblog


    24 augustus

    erkeklerin evlenmek isteme nedenleri


    <dengesiz ari mode on>
     
    aralarından zeki ve güzel olan bir taneyi alarak, bekar kadın toplumunun zeka ve güzellik ortalamasını düşürmeyi istemek...
     
    evet tek derdim bu ya da başıma güneş geçti ;)
     
    <dengesiz ari mode off>
     
    01 mei

    Kadın

    Vapurdasınızdır, eve doğru yol alıyorsunuzdur. Aklınızda binbir türlü şey vardır. Birden onu görürsünüz, tanımıyorsunuzdur. Kendi halinde yolculuk etmekte olan bir yabancıdır...
     
    Ama öyle bir hali vardır ki, belli bir süre gözlerinizi ondan alamazsınız. Saçları ne kadar da güzel, kaşları, hele o dudakları... Ne kadar güzel yaratmış Tanrı'm! Acaba yalnız mı? Erkek arkadaşı var mı? Hoş, cevap sizi "gerçekten" ilgilendirmiyordur... O an o oradadır ve orada olduğu süre boyunca mekan ve zaman sizi pek fazla ilgilendirmez olur. Ne kadar da güzel bir varlık gerçekten de... Çok fazla "öküz" olmamak adına, hafiften o güzelliğe bakmaya devam edersiniz. Ara ara gözünüzü kaçırmaya çalışırsınız ama istemsizce yine onda bulursunuz bakışlarınızı... Zaten belli bir süre sonra da yolculuk biter, siz de son bir kez bakıp kalkarsınız. İçinizden Tanrı'ya bu güzel varlıklar için şükretmeyi ihmal etmeden tabii...
     
    İşte kadın böyle bir "şey". İçinde bulunulan zaman ve mekandan sizi soyutlayabilecek kadar etkili, belki de o kadar sarhoş edici ve bu yüzden de kısmen tehlikeli bir varlık... Yine de şükürler olsun :)
     
    -- Ari
     
    24 juli

    The Dull Flame of Desire

    björk'ün volta albümünden kaçırılmaması gereken harika bir düet, kesinlikle dinleyin!
     
    ~
     
    I love your eyes, my dear
    Their splendid sparkling fire
     
    When suddenly you raise them so
    To cast a swift embracing glance
     
    Like lightning flashing in the sky
    But there's a charm that is greater still
     
    When my love's eyes are lowered
    When all is fired by passion's kiss
     
    And through the downcast lashes
    I see the dull flame of desire
     
    14 juni

    Karşılıklı Susmak

    çok sevmek. çok çok çok sevmek. o kadar çok sevmek ki, konuşarak yaşanılan anı harcamak; bu anın bünyede bıraktığı keyfi bozmak istememek.

    o anı konuşmaktan ziyade gözlemleyerek, izleyerek geçirmek; saçlarından alnına, oradan burnuna, yanaklarına sonra gözlerine kenetlenmek ve sonunda dudaklarına saplanıp kalmak. sindirmek... konuşmanın akıldan bile geçmemesi... içten gelmemesi... onu tamamen sahiplenmek istemek... susmak ama haykırarak...

    -- Ari

    [image by: DottorDestino @ deviantART *]

    07 februari

    Ari'den Aşk Tanımları...

    Farklı zamanlarda aşkı tanımlamak için uydurduğum cümleler... Belli aralıklarda güncellemeye çalışacağım ey okuyucu kitle [eğer varsan tabe] :P
     
    Ari'ce Aşk...
     
    • (taraflar çocukken / çocukluk aşkı mı yoksa)
    bir köşede kendi kendine oyun oynayan kıza gidip; manasız hareketler veya sözlerle, beraber oynama isteğinizi belli ettiğinizde -diğer erkek çocukları kabul etmemesine rağmen- size ses çıkartmamasını sağlayan duygular bütünü.

    • üç harfli bir kayboluştur.
    doğru kişi sizi bulduğunda eninde sonunda sevgiye dönüşür.
    yanlış kişi bulduğunda ise; mide krampları olur, gözyaşı olur, içtirir, kusturur, bağırtır çağırtır ama sonuçta ne yapıp edip sizi güzelce bir yaralamadan asla bırakmayan -farklı şekillerde sizi üzen- son olur.
     
    • dışarıdan bakıldığında; bitmeyen bir gülümsemeye, gözlerde sönmeyen bir parıltıya neden olan; içeriden ise onla geçirdiğiniz anlara şükrettiren, bazen düşüncelerinizde kendi kendinize konuşturtup mutluluk kahkahaları attıran yoğun duygular bütünüdür aşk.
     
    • sabah uyanıp yüzünüzü yıkadıktan sonra aynaya baktığınızda; aynadan size anlamsız bir şekilde gülümseyen adamdır/kadındır aşk.
     
    • yavaş yavaş kendinizi yeni bir ilişkiye hazırladıktan ve "aşık olmak istiyorum, yeni bir ilişki istiyorum lütfen Tanrı'm" gibi düşüncelerle belli bir süre manasızca bekledikten sonra tüm umutlarınızı kaybettiğinizde, kafanıza inen balyozdur aşk!
     
    -- Ari
     
    11 november

    Çocuk Ari'ye Gelecekten Öğütler...

    Anladık her şeyi sen biliyorsun ama bir ses yapma da dinle.
    Tecrübe konuşuyor burada... Ok mi? Tamam o zaman öğütlere geçelim şişko:
     
    • Öncelikle az ye ufaklık.
     
    • Derslerini, okulu falan zaten halledeceksin. O konuda aynen devam.
     
    • Okuldan eve geldiğinde, annenin hazırladığı sandviçleri yeme. Biliyoruz açsın ama gene de yeme. Olur da yersen, sakın bir tane daha isteme. Hiç yeme en iyisi.
     
    • Ablanın yemeğine sulanma. Sana verilenle yetin, doy, bişi yap...
     
    • Yemek olayını kafada fazla büyütme, unut hatta.
     
    • Bir ara Atari 800XL almayı düşüneceksin. Sakın alma, direkt C64 al. Boşuna elden çıkartmak için zaman harcama sonra.
     
    • Anladık bilgisayar manyağısın ama arada spor yapmayı da ihmal etme. Mümkünse masa tenisinden başka sporları da yap. Yüzmek iyidir.
     
    • Dayının alacağı canım bisikleti gece gece bir denyoya vereceksin. Sakın verme! Kilidi takmayı unutup, çaldıracak!!! Bisiklet olayından soğumana bile neden olacak!
     
    • Erkek lisesinde okuyacaksın ama sen mezun olmadan okul karmaya dönüşecek. Alt sınıflardaki kızlara bi bakıver, tanış manış bişiler yap.
     
    • Biliyorum söyledim ama az ye.
     
    • İş hayatında da genel olarak bildiğin gibi takıl. Ancak bir dönem Avrupa Yakası'nda bir işe gireceksin, hem de Anadolu Yakası'nda benzer kalitede bir işe girme şansın varken. Sakın Avrupa Yakası'ndaki işi tercih etme. Max 5 yıl dayanabileceksin.
     
    • Kız arkadaşlarına değer veriyorsan -ki vereceksin- her şeyi büyütme. Ufak sorunları büyük kavgalara dönüştürme. Azıcık alttan almayı da öğren. Anladım gurur almış başını gitmiş ama sonra sap gibi kalırsın, söylemedi deme.
     
    Sen bunları uygulamaya başla, belki bir ara acır da gene uğrarım... Az ye, akıllı ol. Hadi bakalım, git biraz spor yap!
     
    -- Ari
    10 november

    It is Love!

    What is it that makes a person great, admired by creation, well pleasing in the eyes of God? What is it that makes a person strong, stronger than the whole world; what is it that makes him weak, weaker than a child? What is it that makes a person unwavering, more unwavering than a rock; what is it that makes him soft, softer than wax? It is love!
     
    What is it that is older than everything? It is love.
     
    What is it that outlives everything? It is love.
     
    What is it that cannot be taken but itself takes all? It is love.
     
    What is it that cannot be given but itself gives all? It is love.
     
    What is it that perseveres when everything falls away? It is love.
     
    What is it that comforts when all comfort fails? It is love.
     
    What is it that endures when everything is changed? It is love.
     
    What is it that remains when the imperfect is abolished? It is love.
     
    What is it that witnesses when prophecy is silent? It is love.
     
    What is it that does not cease when the vision ends? It is love.
     
    What is it that sheds light when the dark saying ends? It is love.
     
    What is it that gives blessing to the abundance of the gift? It is love.
     
    What is it that gives pith to the angel's words? It is love.
     
    What is it that makes the widow's gift an abundance? It is love.
     
    What is it that turns the words of the simple person into wisdom? It is love.
     
    What is it that is never changed even though everything is changed?
     
    It is love; and that alone is love, that which never becomes something else.
     
    -- Søren Kierkegaard

    Ağlamak İçin Bahane Aramak

    Ağlamak istemiş ama ağlayamamışsınızdır, ruhunuz gözyaşlarıyla dolmuş ama dışarıya akıtamamışsınızdır. İçinizde tam olarak anlayamadığınız bir hüzün birikmiştir. Bundan kurtulmak bir şekilde -bir anlık da olsa- rahatlamak istersiniz...
     
    İşte bu tip anlarda başvurulan anlamsız bir kaçıştır ağlamak için bahane aramak.
     
    Anlamsızdır, çünkü; bazen duymak istemediğiniz içsesiniz gibi siz de bal gibi biliyorsunuzdur bu hüznün nedenini. Her ne kadar içinizden çekip çıkarmaktan korksanız da, her ne kadar o nedenle yüzleşmekten çekinseniz de; neden içinizdedir ve en doğrusu onla yüzleşerek ağlamak, belki de böylece gerçekten rahatlamaktır.
     
    Ancak bazen kolayına kaçmak istersiniz; bazen tvde izlediğiniz bir haberdeki hüzne karıştırırsınız gözyaşlarınızı, bazen izlediğiniz bir filmle akıtırsınız kederinizi, kimi zaman yolda gördüğünüz yaralı bir hayvan veya sakat bir insan olur bahaneniz, belki küçük bir kaza, belki şiddetli bir yağmur olur...
     
    Sonuç olarak anlamsız, garip bir durumdur ağlamak için bahane aramak. Ama garip de olsa bir kez ağlamaya başladığınızda büyük bir ihtimalle sizi rahatlatacak, belki hüngür hüngür ağlatacak anlamsız, garip bir durum...
     
    -- Ari

    Brown Penny

    I whispered, 'I am too young',
    And then, 'I am old enough';
    Wherefore I threw a penny
    To find out if I might love.
    'Go and love, go and love, young man,
    If the lady be young and fair.'
    Ah, penny, brown penny, brown penny,
    I am looped in the loops of her hair.
     
    O love is the crooked thing,
    There is nobody wise enough
    To find out all that is in it,
    For he would be thinking of love
    Till the stars had run away
    And the shadows eaten the moon.
    Ah, penny, brown penny, brown penny,
    One cannot begin it too soon.
     
    -- William Butler Yeats
     
    ['must love dogs' filminde christopher plummer tarafından harika bir şekilde okunan şiir bu şiirdir efendim. evet.]

    The Meaning of Life...

    What is the meaning of human life, or of organic life altogether?
     
    To answer this question at all implies a religion. Is there any sense then, you ask, in putting it?
     
    I answer, the man who regards his own life and that of his fellow-creatures as meaningless is not merely unfortunate but almost disqualified for life.
     
    -- excerpt from "The World As I See It" by Albert Einstein

    Amour / Aşk

    Harika sözleri olan harika bir Rammstein şarkısı...
    Bu harika sözlerin Türkçe tercümesini biraz daha aşağıda bulabilirsiniz, bulun :)
     
    Amour lyrics
    (from Reise Reise by Rammstein)
     
    Die Liebe ist ein wildes Tier
    Sie atmet dich sie sucht nach dir
    Nistet auf gebrochenen Herzen
    Geht auf Jagd bei Kuss und Kerzen
    Saugt sich fest an deinen Lippen
    Gräbt sich Gänge durch die Rippen
    Lässt sich fallen weich wie Schnee
    Erst wird es heiß dann kalt am Ende tut es weh
     
    Amour Amour
    Alle wollen nur dich zähmen
    Amour Amour am Ende
    gefangen zwischen deinen Zähnen
     
    Die Liebe ist ein wildes Tier
    Sie beißt und kratzt und tritt nach mir
    Hält mich mit tausend Armen fest
    Zerrt mich in ihr Liebesnest
    Frißt mich auf mit Haut und Haar
    und würgt mich wieder aus nach Tag und Jahr
    Läßt sich fallen weich wie Schnee
    Erst wird es heiß dann kalt am Ende tut es weh
     
    Amour Amour
    Alle wollen nur dich zähmen
    Amour Amour am Ende
    gefangen zwischen deinen Zähnen
     
    Die Liebe ist ein wildes Tier
    In die Falle gehst du ihr
    In die Augen starrt sie dir
    Verzaubert wenn ihr Blick dich trifft
     
    Bitte bitte gib mir Gift

    ---
     
    ekşi sözlük'e judith tarafından eklenmis Türkçe sözleri şöyle:
     
    Aşk vahşi bir hayvan.
    Seni koklar, seni arar.
    Kırık kalpler üzerine yuva kurar
    Ve ava gider, öpücüklerle şamdanlar olduğu zaman.
    Sıkıca dudaklarını emer
    Ve kaburgalarına doğru tüneller kazar.
    Kar gibi yavaşça bırakır.
    Önce sıcak tutar sonra da soğuk... en sonunda canın yanar
     
    Amour Amour
    Herkes seni evcilleştirmek ister
    Amour Amour, sonunda
    Dişlerinin arasında kalır
     
    Aşk vahşi bir hayvan
    Isırır, tırmalar ve bana doğru adımlar atar
    Beni kollarıyla sıkıca tutar
    Ve beni onun aşk yuvasına sürer
    Beni hırsla yiyip yutar
    Ve beni yıllar sonra kusup tekrar çıkarır
    Kar gibi yavaşça bırakır
    Önce sıcak tutar sonra da soğuk.. en sonunda canın yanar
     
    Amour Amour
    Herkes sadece seni evcilleştirmek ister
    Amour Amour, sonunda
    Dişlerinin arasında kalır
     
    Aşk vahşi bir hayvan
    Onun tuzağına düşersin
    Gözünü dikip gözlerinin içine bakar
    Bakışları seni vurduğu zaman büyüler
     
    Lütfen, lütfen bana zehir verin
    Lütfen, lütfen bana zehir verin
    Lütfen, lütfen bana zehir verin
    Lütfen, lütfen bana zehir verin.

    The Origin of Love / Aşkın Kökeni

    Origin of Love lyrics
    (from
    Hedwig and the Angry Inch Soundtrack)

    When the earth was still flat,
    And the clouds made of fire,
    And mountains stretched up to the sky,
    Sometimes higher,
    Folks roamed the earth
    Like big rolling kegs.
    They had two sets of arms.
    They had two sets of legs.
    They had two faces peering
    Out of one giant head
    So they could watch all around them
    As they talked; while they read.
    And they never knew nothing of love.
    It was before the origin of love.
     
    The origin of love
     
    And there were three sexes then,
    One that looked like two men
    Glued up back to back,
    Called the children of the sun.
    And similar in shape and girth
    Were the children of the earth.
    They looked like two girls
    Rolled up in one.
    And the children of the moon
    Were like a fork shoved on a spoon.
    They were part sun, part earth
    Part daughter, part son.
     
    The origin of love
     
    Now the gods grew quite scared
    Of our strength and defiance
    And Thor said,
    "I'm gonna kill them all
    With my hammer,
    Like I killed the giants."
    And Zeus said, "No,
    You better let me
    Use my lightening, like scissors,
    Like I cut the legs off the whales
    And dinosaurs into lizards."
    Then he grabbed up some bolts
    And he let out a laugh,
    Said, "I'll split them right down the middle.
    Gonna cut them right up in half."
    And then storm clouds gathered above
    Into great balls of fire
     
    And then fire shot down
    From the sky in bolts
    Like shining blades
    Of a knife.
    And it ripped
    Right through the flesh
    Of the children of the sun
    And the moon
    And the earth.
    And some Indian god
    Sewed the wound up into a hole,
    Pulled it round to our belly
    To remind us of the price we pay.
    And Osiris and the gods of the Nile
    Gathered up a big storm
    To blow a hurricane,
    To scatter us away,
    In a flood of wind and rain,
    And a sea of tidal waves,
    To wash us all away,
    And if we don't behave
    They'll cut us down again
    And we'll be hopping round on one foot
    And looking through one eye.
     
    Last time I saw you
    We had just split in two.
    You were looking at me.
    I was looking at you.
    You had a way so familiar,
    But I could not recognize,
    Cause you had blood on your face;
    I had blood in my eyes.
    But I could swear by your expression
    That the pain down in your soul
    Was the same as the one down in mine.
    That's the pain,
    Cuts a straight line
    Down through the heart;
    We called it love.
    So we wrapped our arms around each other,
    Trying to shove ourselves back together.
    We were making love,
    Making love.
    It was a cold dark evening,
    Such a long time ago,
    When by the mighty hand of Jove,
    It was the sad story
    How we became
    Lonely two-legged creatures,
    It's the story of
    The origin of love.
    That's the origin of love.

    Bu şarkının Türkçe tercümesine ek$i sözlük'ten ulaşabilirsiniz. Buraya kliklemeniz yeterli.
     
    Hedwig and The Angry Inch filminin soundtrackinde bulunan bu şarkının sözleri; Plato'nun Symposium'unda Aristophanes tarafından yapılan konuşmaya dayanmakta. Konuşma sırası kendisine gelen Aristophanes bir şekilde aşkın ve cinsel tercihlerin nereden çıktığını, neden biz insanların ruh eşlerimizi aradığımızı ve ancak onu bulunca tekrar bir bütün olacağımızı belirten bu güzel hikayeyi anlatıyor. Bu konuşmanın İngilizce tercümesine buradan ulaşabilirsiniz.
     
    Şöyle küçük bir özet geçilebilir belki:

    Çok eskiden insanların ikişer çift kol, ikişer çift bacak ve kocaman kafalarının iki tarafında bulunan ikişer yüzü varmış. Normal bir şekilde ayakta gidebildikleri gibi hızlanmak istediklerinde fıçılar gibi yuvarlanabiliyorlarmış da. Sonuç itibarıyle şu ankinden daha güçlü, daha hızlı bir yapıdaymışlar. Ve aşk nedir bilmiyorlarmış.
     
    Bu insanları cinsiyet olarak incelediğimizde ise 3 tip olduklarını anlıyoruz. Sırtlarından yapışık iki erkeğe benzeyen Güneş'in Çocukları. Benzer şekilde birbirine dolanmış iki kadına benzeyen Dünya'nın Çocukları ve kaşığa geçirilmiş bir çatala benzeyen Ay'ın çocukları. Yarı erkek yarı kadın.

    Bir şekilde Tanrılar'a ulaşmak istemişler ve Tanrılar bu durumdan ve bu insanların hızlı, güçlü yapısından endişelenip onları cezalandırmak, soylarına son vermek istemişler. En sonunda Zeus bu tiplere kendince en uygun çözümü bulmuş. Bunları tam ortalarından ikiye bölmek... Ve bunu yapmış ta. Daha sonra bir şekilde yarı vücutlara son şekil verilmiş, deri düzeltilmiş ve uçlar, artan kısımlar vs şu an göbek [göbek deliği] dediğimiz yerde toplanmış... Geçmişteki bu acı olayı hep hatırlayalım diye.

    Ve sonrasında bu yarılar birbirlerinden uzak diyarlara sürüklenmiş. Geçmişinde Güneş'in Çocuğu olmuş olan bir erkek diğer yarısını da yine erkekler arasından arıyor; benzer şekilde Dünya'nın Çocuğu olan bir kadın da diğer yarısını yine kadınlar arasında arıyor. Diğer tür olan Ay'ın Çocukları'ndan yarılanmış olan kadın ve erkekler ise diğer yarılarını tahmin edebileceğiniz gibi karşı cinsten aramaktalar.
     
    Sonuç itibarıyle kim neyi arıyorsa arasın; tamamlanmak için diğer yarımızı, ruh eşimizi bulmamız gerekiyor. Ancak böylece acı çeken yarım kalplerimizi tamamlayabiliriz ;)

    heaven 7

    we used to dream
    used to exist
    asking about places...
    places like heaven

    being born
    growing, living
    rising, shouting, collapsing
    without any meaning

    the newborn
    died right after
    he was born
    never had the chance
    to make a choice of his belief

    the elderly
    going through irreversible changes
    losing his memories
    losing himself
    will he ever regain
    his lost abilities?

    what about people
    who never had those
    abilities?

    just questions
    ... dreams
    about a place
    far away

    (from heaven 7 intro by exceed)

    Geç Bulunmuş Aşk

    Bazen, kalbinize incecik bir hüzün gömleği giydiren aşktır.

    Her şey çok iyidir, düşünürsünüz kendi kendinize; “ne güzel gidiyor her şey, ne kadar mutluyuz beraber” diye... Ancak gençliğinizin iki baharını da çoktan geride bıraktığınız bir dönemde tanıdıysanız onu; hafif bir burukluk, küçük bir keşke kaplar düşüncelerinizi bir an olsa dahi.

    Keşke yıllar önce karşılassaydım onunla,
    Keşke daha da çok yaşamış olsaydım onu
    Keşke daha çok ilki beraber yaşasaydım onla...

    Bu küçük keşkeler sıkar bir an için canınızı, hafiften üzülürsünüz ama başka da yapacak bir şey yoktur. Zaten gereği de yoktur bir şey yapmanın... Hem artık bulmuşsunuzdur onu, keşkeler yerini artıklara bırakmıştır...

    Artık sizinledir o, sizindir o, siz de onun
    Artık yeni ilkler vardır yaşanacak
    Artık daha toz pembedir her şey

    İşte böyle garip düşüncelere sokabilir sizi geç bulunmul aşk ancak sonuçta yanınızda olduğunu bilmenin verdiği huzurun yanında devede kulak kalacaktır bu küçük düşünceler. Zaten önemli olan artık bulunmuş olmasıdır, ya hiç bulamasaydınız?

    -- Ari

    Yabancılara Ait Mezarların Anlamsızlığı

    Üzerinde düşündükçe, hafiften iç burkabilen; bazı şeylerin başkalarınca yaşandığında bize ne kadar uzak olduğunu hatırlatan bir anlamsızlık...

    Mezarlık ziyaretleri esnasında; insanlar olarak birbirimize ne kadar uzak varlıklar olduğumuzu yüzümüze kabaca çarpan garip bir anlamsızlık.

    Artık sizden uzakta olan sevdiklerinizin mezarına giderken belki birçok farklı mezar geçiyorsunuz, belki bir tanesine gözünüz takılıyor, hafifçe kişinin adını dahi okuyorsunuz. Ancak hiçbir şey ifade etmiyor, edemiyor. Bir isim bir de soyad o kadar. Size uzak bir insanın bir o kadar uzak gelen ismi ve soyadı...

    Bazen bir mezardaki doğum-ölüm yılları gözünüze takılıyor isimle beraber. Küçük bir hesap yapıyorsunuz. Genç miymiş? Hafif bir üzüntü duyuyorsunuz... Bu üzüntü de birkaç adım sonra sizi terkediveriyor.

    Kendi sevdiğinizin mezarına gidene kadar gördüğünüz mezarların hepsi size gerçekten uzak kalıyor, gerçekten anlamsız geliyor o anda... Belki de bilinçaltınız size onlar için de ağlayanlar olduğunu fısıldıyor sinsice. “Sen kendininkine bak!” diye ekliyor arkasından da. Pek fazla düşünmeden ilerliyorsunuz sevdiğiniz kişinin mezarına doğru, belki elinizde bir buket çiçekle...

    Bir başkasına bir anlam ifade etmeyen ancak sizin için sonsuz anlamı olan sevdiğinizin mezarına doğru...

    -- Ari

    Duyguları Belli Etmemek

    Bazen hepten varsaymaktır...
    Hislerinizin diğer kişi tarafından tamamen bilindiğini varsaymak.

    Her sevgiyi anne, baba, kardeş sevgisi gibi düşünürsünüz; nasıl onlara karşı özel bir “sevgi belli etme” çabası gerekmiyorsa, sevgili ve benzeri farklı insanlar için de böyle bir çaba gerekmemeli diye düşünebilirsiniz...

    Siz çok seviyorsunuzdur, o da bunu “zaten” biliyordur hem değil mi? Ne gereği var durmadan dillendirmeye sevgiyi… Zaten sizi sevdiği için “anlamalı” sizin de onu sevdiğinizi. Hem anlamıyorsa bu onun suçudur zaten değil mi? Ne yazık ki her zaman değil…

    Sanırım duyguları belli etmemenin altında yatan en büyük neden; herkesi; o ana kadar alışmış olduğunuz aile ortamındaki gibi sizi çok iyi tanıyan ve hislerinizi açmadan da anlayabilecek kişiler olarak hayal etmek…

    Ancak herkes sizi o kadar iyi tanımayabilir, bazen açık açık söylemek gerekir bazı şeyleri. Herkes gözlerinizden, ruhunuzdan anlayamıyor hislerinizi. Bazen illa ki cümle kurmak gerekiyor, illa ki hislerin kulaklara iletilmesi gerekiyor...

    Zamanla; bu yeni tip duygu iletimine de alışıyor insanoğlu, ta ki karşısındaki “farklı” insan da artık onun gözlerinden, ruhundan her şeyi anlayacak hale gelinceye kadar…

    -- Ari

    Her Şeyin Anlamını Yitirmesi

    Tırnağının ucundan, kalbinin derinliklerine; beyninin kıvrımlarından, ruhunun okyanuslarına tamamen hassas bir varlık olan insanoğlunun sık sık tecrübe ettiği yoğun bir his... Bir an için de olsa her şeyin anlamsızlaşması, anlamını yitirmesi.
     
    Öyle bir yaratılmışız ki; hayatı, acı tadını almadan, korkunç yüzünü görmeden yaşamamız mümkün değil... Herhangi bir anda; her şey ne kadar güzel gözüküyor olsa da, bir diğer anda tüm bu güzellikler tamamen elimizden uçup gidebiliyor. Aynı şekilde o anki durumumuz ne kadar kötü olsa dahi bir sonraki an her şey toz pembe bir hal alabiliyor...
     
    Kontrolümüz dışında bu kadar değişebilen hayata, onun bu ani değişimlerine karşı tek savunmamız ise elimizdeki umutlarımız. Her şey üstümüze üstümüze geldiğinde, tüm olumsuzluklar ardı ardına üstümüze yağdığında dahi umutlarımıza sıkı sıkıya sarılmalıyız, ummalıyız hayattan daha iyi şeyleri, zor da olsa beklemeliyiz, sabretmeliyiz...
     
    Durmadan yokuş yukarı çıkıyormuşuz gibi gelen hayat elbet bir gün bize de gülecektir, bizi de çıkaracaktır bir düzlüğe... Yapmamız gereken tek şey buna gönülden inanmak ve hayatın son damlasına kadar da bu inancımızdan vazgeçmemek sanırım... Hem mucize dediğimiz şeyler sadece filmlerde olmuyor... Bizim farketmediğimiz binlerce küçük mucize yaşanıyor hayatta...
     
    Neden birkaçı bize uğramasın?

    -- Ari

    Sıralı Ölüm

    Yaşam içindeki konumumuz ve şartlar neticesinde yanında veya karşısında yer aldığımız garip bir kavram sıralı ölüm.

    Çocukken pek bilgimiz yoktur sıralı ölüm hakkında; hem henüz ölümü dahi bilmiyoruzdur nerede kaldı sıralısı… Ölüm; eğer henüz çocukken tecrübe ettiysek, sevdiklerimizi alıp götüren bir daha da geri getirmeyen garip bir şey o yaşlarda…

    Zaman geçip de biz büyüyünce; artık ölümün ne olduğunu yavaş yavaş anladığımızda ve onun sıralısı hakkında da az çok fikir edindiğimizde; sıralı ölüm kavramı karşısında yerimizi de almaya başlıyoruz.

    • Neden sıralı olmak zorunda ki?
    • Neden annem, babam benden önce ölsün ki?

    Gerçekten de rahatsız edici bir hal alır bu kavram. Kendi ölümümüz sonrası geride kalanların durumunu düşün(e)meden, bencilce isteriz sevdiklerimizin bizden önce ölmemesini… İstemeyiz bu büyük acıyı nispeten genç yaşlarda yaşamayı, hala ihtiyacımız vardır hem sevdiklerimize, neden yukarıdaki burnunu soksundur ki bizim küçük mutluluğumuza..!

    Zaman geçtikçe; artık kalpten düşündüğümüz yeni bir ailemiz de olduğunda, saf değiştirme vakti de gelmiştir… Bu sefer sıralı ölüm yandaşıyızdır yeni ailemiz adına… İstemeyiz çocuklarımızın –doğaya aykırı- bir şekilde bizden kopmasını, sırasız elimizden kayıp gitmesini. Sıralı ölüm artık tek dayanağımızdır…

    Eee tabii zaman geçiyor, bizden büyükler bizden küçükler derken sıra veya artık gerçek tarifi her neyse; bize geliyor. Bizim sıramız geliyor yani… Bunda zaten pek yorum şansımız kalmıyor; kendi sıramıza, son anımıza yorumu yaşarken yapmış oluyoruz, yaşantımızla…

    Hem biz o kadar dert ettik, artık sıramız da gelmişken bu sefer doğaya aykırı olaylara mahal vermemek için kapamamız gerekiyor gözlerimizi… Artık kendi adımıza sıralı ölüm karşısında yer alan sevdiklerimizin çok fazla acı çekmemesi umuduyla çıkacağız son yolculuğa…

    Özetle, işte böyle garip bir şey sıralı ölüm. İnsanoğlu hayatta çok şeyi kalben diliyor ancak çoğu şey de dileklerimize pek aldırmadan gelişiyor… Sıralı ölüm konusunda da durum bu sanırım. Bazen sıranın bozulmasını, bazen bozulmamasını diliyoruz ancak -her ne kadar kızsak da- içten bir ses hafiften bu dileklerin nafileliğini bize fısıldıyor… Duymak istemiyor asi kalbimiz… Dilemeye de devam ediyor kendince…

    Sanırım ölümün gerçekten de sırası olmuyor. Biz ise; bunu az da olsa hissedebilsek dahi yeniliyoruz bazen bencilliğimize, üstümüze vazife olmayan şeylere karışmak, müdahale etmek istiyoruz…

    Bütün bunlara rağmen unutmayalım ki; yukarıdakinin hepimiz için sadece kendisinin bildiği farklı planları var ve biz ne yaparsak yapalım, bu planların dışına hayatı taşırmak pek mümkün olamayacaktır…

    -- Ari

    Tanrı'dan Rol Çalan Doktor

    ya da Doktorun Hastasına Ömür Biçmesi...

    “Ne yazık ki 6 aylık bir ömrünüz var...”

    İşte bu ve buna benzer acımasız cümlelerle yerle bir ediliyor zaten azalmış olan umutlar... Bir hastanın umutları...

    Şartlar her ne olursa olsun yapılmaması veya üzerinde gerçekten düşünülmüş olması gereken bir eylem... Ömür Biçmek... Az da olsa Tanrı’dan rol çalmak veya istemeden buna neden olmak...

    Hasta bilmek istese dahi söylenmemeli diye düşünüyorum. Herkesin olayları algılayış biçimi ve algıladıkları şeye karşı olan tepkisi farklıdır. Bir hasta nispeten kaderci, olgun bir şekilde yaklaşabilse dahi bir diğeri iyice karamsarlığa kapılıp daha da kötüye gidebilir... Bu farklılığı doktorun kestirebilmesi mümkün değildir. Tedavi sırasında hastasıyla belli bir süre geçirmiş olan doktor, hastasını tanıdığını düşünebilir, ancak şok anlarında insanların tamamen farklılaşabildikleri de asla unutulmamalıdır.

    Bir diğer taraftan bakılacak olursa; Tanrı’nın verdiği ve sadece O’nun istediği kadar süren hayatın sonlanacağı zamanı bilebilmek, bundan %100 emin olabilmek mümkün müdür? Bunun pek mümkün olduğunu sanmıyorum.

    Ayrıca her ne kadar doktor, bilimi kendisine yol gösteren olarak seçmiş, her ne kadar gerçekçi olsa dahi; hayatta; bazılarımızın mucize olarak adlandırdığı olaylar da olmaktadır... Tıbbi olarak açıklanamayan gelişmeler olabilmektedir. Bir hastanın en azından kendi muhtemel mucizesi için zar atma hakkını elinden almaya kimsenin hakkı yok diye düşünüyorum...

    Sonuç olarak, öğrenildiğinde önceden kestirilemeyen vahim sonuçlar doğurabilecek böyle bir bilginin direkt olarak hastaya asla söylenmemesi gerektiğine inanıyorum... Belki yakınlarına söylenebilir, ancak bu da her zaman ideal sonuç vermemektedir...

    Hayata, anlamsızlığı iş işten geçtikten sonra fark edilebilecek müdahalelerden kaçınmak lazımdır. Bazen hayatı kendi işleyişinde rahat bırakmak en güzelidir...

    -- Ari
     
    *